30 Eylül 2010

Öfke...



Bu gün şahit olduğum bir aile tartışması beni hayatın derinliklerine doğru aldı götürdü,öfkeliyiz,hepimiz bir şeylere karşı çok öfkeliyiz bir çoğumuz da olan bir durum bu,evimizde sokak da iş yerinde her yerde öfkelenecek bir şeyler buluyoruz,bazen sebepli bazen de hiç bir sebep yokken olmayacak bir nedenle tartışmaya başlıyoruz,
Eşimizle,
Sevdiğimizle,
Arkadaşımızla,
veya hiç tanımadığımız insanlarla,öfkesini yönetemeyen insanın geride bıraktığı acılar hangimizin ruhunu yaralamaz ki,bir kadının bu kadar çaresiz ve acı içinde kıvranmasına duyarsızlaşmış ve aldırmayan insanlar neye değer verirler acaba?

Hangimiz birbirimize benziyoruz ki, her birimiz değişik kişiliklere sahip değil miyiz,ayrı ayrı kültürden gelip ayrı bakış açılarıyla bakmıyor muyuz hayata,doğrularımızı kaç kere aynı çizgide buluşturabiliyoruz,onun için birlikte yaşamak çokça özveri ve saygı istiyor.

Bir insan kendi yalanlarıyla savaşmaya başlıyorsa eğer,içinden çıkılmaz bir durum yaşadığı ve verecek bir cevabı olmadığından ruhundaki fırtınayı öfke olarak her zaman dışa yansıtır, aslında o insanın sevmediği kendisidir, tartıştığı kişiler değil..

Her şey bir yalanla başlıyor,önce onun pembesine sığınıyorsunuz ve sonra yalan yalanı doğuruyor,birde bakıyorsunuz söyleyecek bir kelimeniz bile kalmamış,hayatta her şeyi yenebilirsiniz, her şeyi
Açlığı,
Yokluğu,
Hastalığı,
Hatta sevgisizliği bile,ama hayatınız da yalan var ise bir tek ona gücünüz yetmez ve mutsuzluğa doğru çok hızla yol alıyorsunuz demektir,siz hiç yalanla huzurun bir arada yaşadığına şahit oldunuz mu? insan  konuşurken düşünmeli,kurduğu cümlelerin hayatıyla ilişkisini çok iyi hesap etmeli,yoksa dilinizin başınıza ne işler açabileceğini yaşayarak görürsünüz..

Her insan anasından çıplak doğuyor ama asla eşit doğmuyor,bunu göz önünde bulundurarak elimizdeki imkanlarla hayatımıza yön vermeliyiz,kendimizi olduğumuzdan çok farklı göstermek bize mutsuzluktan başka bir şey vermez ve yaşantımız da büyük tahribatlara yol açar,insan kendi iç dünyasına uygun bir  yaşam tarzı seçmeli bence,kendi gücü ve imkanları ile baş edebileceği bir yaşam tarzı,hayatın şartlarını ve zorluklarını kendi gücüyle göğüsleyip hazmedebilmeli,bunu başkalarının omuzlarına yükleyerek yaşamak, bizi çaresiz ve zayıf duruma sokar ki, bir başımıza kaldığımız da önümüze çıkan ilk engeli bile aşamayız.

Eğer sevgiyi karşı tarafa iletemiyorsanız size yansımasını asla beklemeyin,varlığı fark edilemeyen güzellikler yok olmaya mahkum edilir her zaman,bizler aslında sevilmek için mi seviyoruz? eğer böyle düşünüyorsak büyük bir yanılgı içindeyiz demektir,tek taraflı çaba çok yoruyor insanı,öncelikle kendi iç dünyamız ile barışık olmalı ve hayatın eteğine sımsıkı sarılmalıyız,kendimizi olduğumuz gibi sevmeyi öğrenmek için kendimizle yüzleşmeliyiz çünkü biz insanız ve çok değerliyiz...



26 Eylül 2010

Kentsel dönüşüm ..



VATANDAŞIN OLAN BİTENDEN HABERİ BİLE YOK!

Başımı sokacak bir çatım var diye güvenmeyin yarın yatacak bir yeriniz bile olmayabilir.
Bir sabah kapınıza yerel yönetimlerden birkaç adam gelip, tapusu sizde olan evinizi boşaltmanızı isteyebilir.
Yine bir sabah,Mahallenize dozerler girmiş olabilir “Evim var,” diye bir güvenceniz kalmadığını anlayabilirsiniz.
Bir zamanlar Türkiye’nin kalbi diye nitelenen Anıtkabir’in taşındığını da görebilirsiniz,hatta mezarlıkları bile bulamayabilirsiniz, namaz kıldığınız camii`yi dozerlerle yerle bir ederlerken seyredebilirsiniz .
Kendi evinizi, arsanızı bir başka iş yapmak için teminat olarak gösteremeyebilirsiniz.

Belediyelerin istediği fiyattan evinizi aldığına, yine kendi belirlediği fiyattan size yeniden satmasına tanık olabilirsiniz.

“Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı” kararı sonucunda mülkiyet hakları kısıtlanan vatandaşlarımızın  Bireysel olarak itiraz hakkı yok,hükümet tarafından kaldırıldı!!!

Belediye sınırları içerisinde mülkiyet güvencesi fiilen ortadan kalkmıştır.

Ülkemizde yaşayan hiç kimse, gelecekte ev yapıp başını sokacağını düşündüğü bir arsası veya başını sokacak bir evi olduğu için kendini güvende hissetmeyecektir.

Bu yasa ile kentin tüm değerleri, anıtlar, tarihi ve kültürel varlıklar, kentlerin çoğunlukla en yeşil bölgeleri olan kamuya ait alanlar, parklar dahi kaldırılabilir, dönüştürülebilir, “geliştirilebilir” hale gelmiştir.

Hiçbir gerekçe gösterilmeksizin “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı” ilan edilecek alanlarda, tüm gayrimenkuller üzerindeki tasarruf hakkı bütünüyle belediye meclislerinde çoğunluğu elinde tutan parti gruplarının ve başkanlarının eline geçmiş, teknik bir konu olan planlama gerektiğinde siyasi rakibini mülksüz, yandaşları ise zengin yapabilecek siyasal bir araç haline getirilmiştir,bu demokrasiyi ve özgür seçme hakkını dahi ortadan kaldırabilecek büyüklükte bir güçtür.

Komşunuzu seçme hakkınız asla yok!!!
Belediyeler büyük bir iştah içerisinde, yurdun her yerinde ve kentlerin yapılı yapısız tüm alanlarında, halihazırda bu alanlarda barınan insanların maddi imkanlarını, sosyal yaşamlarını, kurulu düzenlerini hiçbir şekilde dikkate almadan, hepsi birbirine benzeyen ve adına "Kentsel Dönüşüm" dedikleri projeler üretmeye giriştiler.

Belediyeler Türkiyenin en büyük mütahiti haline getirilmek istenmektedir. Bu düzenleme ile evi başına yıkılarak sokağa atılan vatandaş, kendi malını belediyenin belirlediği fiyattan, belediyeden tekrar satın almak zorunda bırakılacak, içinde yaşayacağı evin tasarımı, büyüklüğü, kalitesi, mutfağı, banyosu, tuvaletinin alaturka mı yoksa alafranga mı olacağı hakkında dahi söz söyleme hakkı bulunmayacak, inşaatı yapacak kişiyi seçme hakkı elinden alınacaktır.

Yapılmak istenilen bu düzenlemeyle vatandaş, Ankara da İ. Melih gökçek, İstanbul da Kadir topbaş’ın ve onların müteahhitlerinin dünya görüşü, zevki ve insafına uygun yapılacak binalarda, çok yüksek bedeller ödeyerek oturmak zorunda kalabilecektir.

Artık inşaatınızda sizin hükmünüz geçmez!!!

Yasalara ve yürürlükteki planlara göre inşaat ruhsatı alıp inşaata başlayan vatandaş, gayrimenkulünün bulunduğu alan belediye meclisi tarafından “Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edildiği anda, binası %99 oranında tamamlanmış olsa dahi, yaptığı konut eğer belediye başkanının “hayalindeki” projeye uymuyorsa, inşaatı 5 yıl süreyle durdurulabilecek, bu süre istenilirse on yıla kadar uzatılabilecektir.

Bu durumda vatandaş emlak vergisi ödemeye devam edecek, beş veya on yıl içerisinde kullanılmadığı için eskiyen yapısı için belediyenin tek taraflı ve bence keyfi olarak belirleyeceği değerlere razı olmaya mecbur bırakılacak, yapmış olduğun harcamaların gerçek miktarının, geçen süre içerisinde malını kullanamamaktan dolayı karşı karşıya kalacağı, kira geliri ve benzeri kayıplarının tazminini isteyemeyecektir.bu anlayışı çağdaş hukuk devleti normları içerisinde görmek mümkün değildir.

Nedeni açıklanmayan, dolayısıyla kamu yararı içermiyor olması muhtemel bir “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı” kararı sonucunda mülkiyet hakları kısıtlanan vatandaşlarımızın yapabileceği ne kaldı,bu yasayı çıkaran da hükümet,Anayasa mahkemesine üye atayacak olanda,peki şimdi bizler kimi kime şikayet edeceğiz söyler misiniz...

Halkı tehdit etmekten hiç sıkılmayan hatta Hayır diyenleri darbeci ilan eden Başbakan ve Belediye başkanlarının elindeki koza bakın şimdi! bu işte evet çiler de hayırcılar da aynı kefede ve aynı korkuyu yaşayacak bence,çünkü paranın ve saltanatın dini imanı olmaz diyen Başbakana sahibiz değil mi,haydi Milletim kolay gelsin...

4 Eylül 2010

Alışamadım...

İlyas Salman'dan!




Alışamadım...

Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Ve Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Size alışamadım. Yanlış anımsamıyorsam Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın da Başbakan olduğu dönemde bir teğmen size alışamadım demişti.

O dönemin yasa uygulayıcıları açıkçası yasayı hükümet edenlerin çıkarlarına göre kullananların emri ile o onurlu teğmene çektirmedikleri acıyı bırakmadılar. Apoletini sökmekten tutun da, görevden almayı gündeme getirdiler. Hatta işi o kadar ileri götürdüler ki, sevgili yurtsever teğmenimizi hapse koymayı dahi düşündüler.

Şimdi o teğmen hangi acılar, hangi sancılar çekti bilemem. Görevinden alındı mı alınmadı mı, hapse atıldı mı atılmadı mı bilemiyorum.

Çünkü ben de devletin (dövlet, çünkü bizde devlet yok; dövlet var, dövüp yönetiyor) elinde bulunan bilgi edinme kaynakları yok. Çünkü benim elimde MİT’in, itin bilgileri yok. Ben şimdi o teğmenin yolundan gidiyorum. Çünkü bu memleketi seven, bu toprakların üzerinde yaşayan emekçi halkların düşüncelerine o teğmen yol gösterici olmuştu.

Ben de şimdi aynı şeyi söylüyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan size alışamadım.

Sevgili dünya ozanımız Nazım Hikmet, Menderes için şöyle demişti:

Senin ana rahmine düştüğün gün Milletinin en kara günüdür.

Ben de size aynı şeyi söylüyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan sizin ana rahmine düştüğünüz gün Anadolu halklarının en kara günüdür. Biliyorum ki yasalar sizden yana. Öyle olmasaydı, donunu bağlamaktan aciz oğullarınız, kızlarınız şu an dolar milyoneri olmazlardı.

Şimdi beynimin hiçbir hücresinden kuşku duymadan şunu söylüyorum: Elinizin altındaki mahkemelere bir tek işaretinizle emrinize koşarak suç sizde olsa bile sizin çıkarınıza karar verecek hakimlere, savcılara sahipsiniz. Ben İlyas Salman olarak Malatya Arguvan ilçesi Asar köyü nüfusuna kayıtlı

Not: Nüfus cüzdanı örneğim

Soyadı: Salman

Adı: İlyas:

Baba Adı: Vahap

Ana Adı: Hafize

Doğum Yeri: Arap kir

Doğum Tarihi: 14.1.1949

Medeni Hali: Evli

Dini: Nüfus cüzdanına göre İslam ama gerçek anlamda İslamlığı kabul etmiyorum. Hristiyanlığı mı kabul ediyor diyeceksiniz ona da hayır.

Ben dünyaya gelirken anneme babama mektup yazmadım. Faks çekmedim, telefon etmedim. Telgrafla bildirmedim. Beni çırılçıplak bir bebek olarak dünyaya getirmişler. Ve Türkmen Alevisi elbisesi giydirmişler. On yaşından sonra Türkmen Alevisi elbisesini de yırttım attım; insanlık elbisesi giyindim...
 
 
  

3 Ağustos 2010

Ye kürküm ye!!!


“İstanbul’un güzide semti Emirgan sırtlarında Reşit Paşa adında bir muhit var.

Muhitte, Aykan sokak 10 numarada da güzel bir villa var.

Bir genç adam, Aykan 10 numaradaki villayı gezer ve pek beğenir.

Kısa süre sonra bir başka adam gelir ve villa sahibine ‘Kaça satarsınız’ diye sorar.

Villanın sahibi bir Avusturyalıdır. Avusturyalı, mülkünü satmak niyetinde olmadığını için uçuk bir fiyat söyler: ‘Bir milyon yedi yüz bin dolara satarım.’

Alıcı hiç üstelemez ve pazarlık yapmaz, ‘tamam’ der.”

 Avusturyalı mülk sahibine 500 bin dolar nakit ön ödeme yapar. Villanın içinde kiracı vardır, çıkması beklenir ve nihayetinde tapu devri de yapılır. Devir esnasında bedelin bakiyesi, yani bir milyon 200 bin dolar ödenir.


Dikkat edin, paralar hep nakit ödeniyor.

Genç adam çok mutlu olur ve ortağı olduğu şirket villaya taşınır.

Bu genç adam Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak’tır.


Peki, kimdir parayı ödeyen?

Villa ofisin parasını nakit ödeyen kişinin adı Sıtkı Ayan.

Nereden çıktı bu isim?


Hafta sonu (23 Temmuz) İran’dan Londra, New York gibi finans merkezlerini dalgalandıran bir açıklama geldi. Açıklamaya göre; Türkiye ile 1 milyar Euro yatırım ile bir boru hattı inşa etmek için anlaşmaya varıldı. Boru hattından Avrupa'ya gaz ihracatı gerçekleştirilebileceği de söyleniyordu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız o gün bir başka AKP zenginin otelinde (Rixos’ta) düzenlenen toplantıya katılmıştı. Muhabirler sordu, Bakan Yıldız yanıtladı:

"Botaş veya Türkiye Cumhuriyeti Enerji Bakanlığı olarak böyle bir anlaşma imzalamadık".

Oysa anlaşma İran petrol bakanının Yıldız ile görüşmesi esnasında imzalanmıştı.


Ayrıntılı açıklama ise aynı gün bir şirketten geldi. Mesela Hürriyet gazetesi bu açıklamayı şu başlıkla verdi:

“İran ile 1 milyar Euro’luk boru hattı imzasından Som Petrol çıktı.”

Kim bu Som petrol? Bu anlaşma nasıl imzalandı? Tabi kimse sormadı. Hem hükümet korkusundan hem de körleşme tercihi yüzünden.


Hani Burak’a villa ofis alan Sıtkı Ayan vardı ya…

İşte Som petrolün sahibi o Sıtkı Ayan’dır. Kimse tanımaz Sıtkı Ayan’ı. Sivas’ın Göl ova beldesinde doğup büyümüş olan Ayan, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve ardından Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirmiş dini bütün bir insandır.

Ayan üniversiteyi 1984 yılında tamamlar. O günden itibaren serbest meslekle uğraşır. Serbest meslek denilince, mühendislik ofisi, berber, çilingir gibi meslekleri anlamayın. İlahiyatçı Ayan petrol işi yapar. Som Petrol’ün merkezi de İngiltere Londra’dadır. Şirket bilançosunun büyüklüğü ise milyar dolarlarla ifade ediliyor.

Peki Gölova’lı Ayan nasıl olur da böylesine zenginleşir?


Yine 1.5 yıl önce yayımladığımız bir başka haber daha var. Bu haberin giriş paragrafı da şöyle:

“Türkiye’nin henüz tanımadığı bir zenginden söz edeceğim.

Tanıklardan dinledim; bu kişi telefonda Başbakan’a “Tayyip Bey” diye sesleniyor. Eline telefonu aldığında dere tepe derken, fasılasız 40 – 45 dakika konuşabiliyor.

Bu kişinin şirket merkezi yurt dışında ve İran ile Sudan’da petrol ve doğal gaz kuyuları bulunuyor. Tabi kuyu imtiyazlarına nasıl sahip olduğu ayrı bir hikaye. Yasal kısıtlar nedeniyle şimdilik isim veremiyorum ama zaten isimler değil, ilişkiler ve servetin nasıl kazanıldığı önem arz ediyor.”

Başbakan’la çat kapı görüşen kişi de Sıtkı Ayan’dır. Milyarlarca doları, Euro’yu yönetir. Ve biz bu isme İran’la yapılan bir anlaşmada rastlıyoruz.

Atalar, perşembenin gelişi çarşambadan belli olur, derler. İran’daki iş tamam. Sıra Sudan’daki petrol kuyularının değerlendirilmesine gelmiş görünüyor.

Diğer taraftan Sıtkı Ayan vakası, Başbakan ve AKP Hükümetinin İran ve Sudan ilgisi bakımından da ilginç bir örnek oluşturuyor.

Başbakan’ın iki oğlu var: Necmeddin Bilal Erdoğan ve Ahmet Burak Erdoğan.



Küçük oğlan Necmettin Bilal 28 yaşında; büyük olan Ahmet Burak ise 30’lu yaşlarda.


Bilal’ın, aile dostu Cihan Kamer’le kuyumculukta ortak olduğunu ve Amerika’da yaşarken, emek sarf etmeden bu işte gelir elde ettiğini biliyoruz. Ayrıca kozmetik şirketine ortaklığı filan var…


Burak’ın ise Bumerz ve MB isimli iki denizcilik şirketinde yönetim kurulu üyeliği ve ortaklığı bulunuyor.


Peki, hepsi bu kadar mı?


Acaba Başbakan’ın oğullarının yurt dışında şirketi var mıdır?


Henüz uluslar arası belgelere ulaşamıyoruz ama güvenilir kaynaklarımızın aktardığına göre böyle bir şirket var.


Bu şirket deniz taşımacılığı yapıyor ve bünyesinde 10 kadar gemi barındırıyor.

Bumerz şirketinin ilk adı Turkuaz’dır. Aralarında Burak Erdoğan’ın bulunduğu beş ortak, 10 Nisan 2006’da bir milyon lira sermaye ile Turkuaz’ı kurar. İlk adres Üsküdar İmrahor mahallesindedir. Ortaklar arasında Başbakan’ın ağabeyi Mustafa Erdoğan, eniştesi Ziya İlgen ile 2001 yılında Burak Erdoğan’ın kayınpederi olan Osman Ketenci yer alır.


Burak Erdoğan, 250 bin liralık sermaye ile şirketin yüzde 25’ine sahiptir. Yüzde 25’er pay sahibi diğer iki isim ise büyük enişte İlgen ile amca Erdoğan’dır.

 
Bilgimiz; hadi diyelim, iddiamız şu: Oğullar, Başbakan’ın “gemicik aldı” tariflerini çoktan aşmış görünüyor.


İyi güzel de, Erdoğan soyadını taşıyan bu genç insanlar nasıl böyle bir servete ulaşıyor.


Tabi ki babaları sayesinde.


Biz yine tedbirli olmayı tercih ederek şu iddiayı dillendiriyoruz:


Atasay Kuyumculuk’un patronu Cihan Kamer “Çocuklara yardımcı oldum” demişti.


Yurt dışındaki gemicilik şirketinin satın alınmasında da, Başbakan’a Tayyip Bey diyen zengin amca “yardımcı oluyor”.


Peki, ne karşılığında?


Dikkatinizi çekiyordur; dünya insan hakları örgütlerinin lanetlediği Sudan yönetimi son birkaç yıldır çok sık Ankara’ya gelir oldu. İddiaya göre; Sudan’da o kişiye üç petrol kuyusu imtiyazı veriliyor. Bu kuyuların alınmasında da bizzat Başbakan aracılık ediyor. Başbakan’a sorarsanız, Türk müteşebbisine destek oluyor.

Varın, yorumu siz yapın.


Başbakan da biliyor ki; büyük oğlu Burak, o zengin kişinin karşı ofisinde vakit geçiriyor. Hemen her gün de bu zengin amcasıyla hasbihal ediyor.

Oda tv.com

Ey benim fakir fukara,garip guraba halkım,daha nereye kadar uyuyacaksın! senin inançlarını sömüren bu sülüklerden ne zaman kurtulacaksın,,şimdi de başına bir evet şapkası giydirdiler meydanlarda seni teşhir ediyorlar ve tüm yalanlarını gözlerinin içine baka baka sana onaylatıyorlar,Şimdi bir bu yazıyı oku ve birde elindeki maaş makbuzunu,hala sırtına basılmasına müsaade edeceksen sana hayırlı yolculuklar bu yaşamında,çünkü öbür dünyada  yakana yapışacaklar sırada bekleyecek bilesin...

18 Temmuz 2010

"HAYIR" DEMEM İÇİN 40 NEDEN.



* Hala, Ne mutlu Türküm diyemediğiniz için.
* Asla güvenilmeyecek birisi olduğunuz ve hep yalan söylediğiniz için.
* Kıblenizin neresi olduğunu bir türlü çözemediğim ve geri dönülmez bir yola çıkmamak için.
* Bunca milleti Allah ile aldattığınız için.
* Fişlemede ve dinlemede Dünyada bir eşiniz olmadığı için.
* Siz aslında halkı adam yerine koymayıp,kaval sesine çağırdığınız için.
* Halkın insani duygularını sömürüp deniz feneri ve benzeri kuruluşlarla soyduğunuz için.
* Hangi yanınıza baksak bir soyguncu,bir dolandırıcı ve bir sahtekar gördüğümüz için.
* Aslan gibi adamları çocuklarına harçlık verememenin utancıyla ağlatdığınız için,Mağrur Türk kadınını yüz lira için belediyelerin,vakıfların ve kaymakamlıkların önünde kuyruğa dizip teşhir ettiğiniz için .
* Emeklilerimizi,dul ve yetimlerimizi insanlık dışı muameleye layık gördüğünüz için.
* Dokunulmazlık yalanı ile topladığınız oylar ve dokunulmazlık zırhına saklandığınız için.
* Bu ülkeyi sahte belgeli bürokratlar cennetine çevirdiğiniz için.
* Memurları,emeklileri ve işçileri gözlerinin içine baka baka aldatdığınız ve toplu sözleşme grev hakkı gibi bir yalanı yutturmaya çalıştığınız için.
* Atatürk araştırma merkezinin başına tarikatçi  bir adamı atadığınız için.
* Sahte belgelerle ergenekon yaratıp pis işlerinize kılıf uydurduğunuz için.
* Sinsice ve gizlice ülkenin temelini sarsan anlaşmalara imza attığınız ve bunu Devlet sırrı kılıfına uydurup halkdan sakladığınız için.
* Beylikdüzü seçimlerinde oy hırsızlığınız mahkeme kararıyla belgelendiği için.
* Amerikan büyük elçiliğinde görevli "Susanne heyden "adlı savcının bu gün ki yargı reformunu
   hazırladığını halkdan sakladığınız için.
"HANGİ BAĞIMSIZLIK VARDIR Kİ, YABANCILARIN PLANLARI İLE YÜKSELİR.TARİH BÖYLE BİR OLAY KAYDETMEMİŞTİR." Mustafa Kemal.
* Sattığınız limanların,fabrikaların,mağdenlerin,milli şirketlerin ve bunca toprağın yerine,bir tek bile tüten bacanız olmadığı için.
* Türk ordusunu aşağılayıp,küçük düşürdüğünüz ve elini kolunu bağladığınız için.
* Emniyeti amerikan ajanlarına teslim ederek bir polis ordusu kurmaya çalıştığınız için.
* Barzani köpeğini kardeşim diyerek savunduğunuz için,onun şirketlerine ortak olduğunuz için,ve onu devlet törenleriyle ağırladığınız için.
* Tüccar medya patronlarıyla pis işler içerisinde olduğunuz için,Vergi kaçakcılarına yurt dışına serbestçe çıkma imkanı sağlayacağınız için,Kentsel dönüşüm adı altında çıkardığınız yasa ile tapu güvencemiz kalmıyacağı için.
* Kutsallığı olan gazetecilik mesleğini,alnında etiketiyle gezen adamlara teslim ettiğiniz için.
* Televizyon ve gazteleri tekelinize geçirip halkın  beynini yanlış bilgilerle doldurup uyuttuğunuz için.
* Halkı oyalamak ve aldatmak söz konusu olduğunda demokratik bir hava vermek için,işin içine halk oylaması soktuğunuz için.
* İçi boş açılım masalları ile kürtleri,alevileri ve roman vatandaşlarımızı aldatdığınız için.
* Dün,“Demokrasi bizim için amaç değil araçtır!” gibi sözleri ve Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesine karşı olduğunuzu göstermek için arabalarınızın arka camlarına bile yazdığınız “Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır!” sloganını unutarak bugün “Milletin iradesine saygılı olunmalı”, “Millet ne derse o olur” demeyi utanmadan dilinize doladığınız için.
* İnançları uğruna kapananları,amaçları uğruna kapananlarla aynı kefeye koyup kadınların eteğinin altına saklanarak siyaset yaptığınız için.
* Çiftçimizi,köylümüzü yiyecek ekmeye muhtaç edip ,mallarını mülklerini yabancı bankalara rehin ettiğiniz için.
* Cumhuriyete”, “Ulusal egemenliğe” “demokrasiye” karşı olan “saltanatçı”, “padişahçı” “hilafetçi” “ yalancı dinciler” olduğunuz için,12 Eylül darbecilerinden hesap soracağız yalanıyla halkı aldatdığınız için.
* Sağlık sistemi hızlı ve organize bir şekilde özelleşiyor,eşiniz Emine hanım neden özel sağlık sigorta şirketi kurar,bunu halka açıklamadığınız için.
* Sizin hırsızlarınız mahkeme kararı ile suçları ispatlandığı halde,elini kolunu sallayarak dışarıda gezdiği ve hala Devlet'den,belediyelerden ihale alıp Milletle alay ettiği  için.
* Ülkemizdeki yeni evlenen kızların %33 çocuk gelin tanımı kapsamında, ve sizler bu çocukları nikahsız yaşamaya zorladığınız için,Türkiye’de ebeveynlerin meşrubat içip, kına yakarak, pasta yiyerek, göbek atıp, halay çekerek kızlarını cinsel ve fiziksel şiddete yolladıkları törenlere adeta çanak tuttuğunuz için,Dokuz,on yaşındaki kızlarımızın ne kadar lezzetli olduğunu anlatan ve kitapçık bastıran belediye başkanını görevden almadığınız ve çocuk istismarına göz yumduğunuz için.
* Türkiyenin en dangalak adamını yök'ün başına getiren zihniyetiniz ve Rektör atama rezaletleriniz için.
* Eğitim sisteminin içine ettiğiniz için
* Davos da one minute çekip ardından kapalı kapılar ardında bel kırıp özür dileyerek bu halkı aldatdığınız için.
* "Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekden sevapdır"diyen Türk düşmanı şeyh sait'i asıldığı meydan da 85 yıl sonra anma etkinliğine izin verdiğiniz için.
* pkk denen köpek soylarını bu ülkede adam yerine koyduğunuz için.
* Ben bir Gazi olarak sizlerden hiç bir zaman destek vede saygı göremediğim için HAYIR diyorum.

Çocuklarınızın,akrabalarınızın ve yandaşlarınızın haksız edindiği servetini,hırsızlıklarını,soygunlarını ve yolsuzluklarını yazmaya gerek bile görmüyorum,çete haline dönüşen belediyelerinizi,örtülü ödeneğinizi yöneten sabıkalıyı,sahte diplomalarınızı,sahte askerlik belgelerinizi ve sahte prof.tezlerinizi yazmaya,hakkınızda yargıda bekleyen adi suç dosyalarınızı,yüz kızartıcı yaşantılarınızı,bir çoğunuzun evindeki nikahsız çocuk gelinleri anlatmaya dilim varmıyor.
Size Hayır demek için künyenize bakmak bile yeterli,ama gelin görün ki siz bu referandumu daha önceleride yaptığınız gibi kendi lehinize çevireceksiniz,çünki sizler mertçe seçim kazanamazsınız,seçim sonuçlarını değiştirmekde üzerinize yok maşallah,yoksa neyinize güvenipde referanduma gideceksiniz.

Kusura bakmayın ben sizler gibi amerikan postalı yalamaya ve arap kıçı öpmeye meraklı değilim,sizin zihniyetinize her zaman HAYIR diyorum ve diyeceğim çünki sizler hukukun değil kendinizi kurtarmanın peşindesiniz.