12 Ocak 2012

Mesir macuncu Hamdullah...



Hamdullah bey hamd etmiş. "Duayla iktidara geldik, topla, tüfekle, tankla bizi götüremiyorlar iktidardan" demiş.
Silivri'ye bir de Genelkurmay Başkanı atınca amcam meydanı hepten boş sandı, ahaliye lafı kör beygire hamut geçirir gibi geçiriyor.

Bu zeka seviyesinde bir hukukçu politikacı daha gördüktü vaktiyle.
O başbakanlık koltuğuna kadar tırmanmıştı, Avukatlık hayatında toplam 13 dava almış, 12'sini kaybedip birini de kazandığını fark edemeyince temyize yollamış bir garip adem idi.
Kimleri arar-anar olduk, iyi mi! o adamın bari "vatana ihanet" diyebileceğimiz bir icraatı olmamıştı. Biraz kavrayış özürlüydü, o kadar, Mesir macuncu hukuk tahsilli molla gibi ahaliye 'sazan' muamelesi çekmiyordu bari.

Elem terefiş kem gözlere lazer, hormonlu anketlerde yüzde 50'yi geçmiş gibiler de  şu mesir macuncusu Hamdullah'a hangi duayla iktidara çivilendiklerini hatırlatıp, kendi yarattıkları illüzyonla hipnotize olmaktan kurtaralım.

Ahalinin anasından emdiği sütü kulağından çıkartacaksın, 75 milyonluk milletin altından koca ülkeyi çalacaksın ve  olmayan oy'un artmaya devam edecek. Hadi len!
2002'de milletvekili bile olamayacak bay Recep'in Siirt'te dolandırıcı Jet Fadıl'ın koltuğundan kaldırılarak yenilenen seçimlerle Meclis'e girebildiği malum.



2002'den itibaren her seçimde - referandumda on binlerce nüfuslu semtleri o ilçeden alıp şu ilçeye bağlama numaraları,Seçim günü saatleri ileri almalar, kimlik numarası olmayana oy  kullandırmama cinliği, Tarhan Erdem'in son anda yayınlanan yüzde 50 küsür'lük psikolojik operasyon anketleri.

Dağıtılan kömürler, çeyrek altınlar, kanepeler, çamaşır, bulaşık makineleri vesaire, Seçim günü hava muhalefetinden iptal edilen uçak seferleri, kapanan Doğu'ya giden yollar.

Tehditler, tahditler ve AKP'ye oy veren nabzı atmayan, mezar taşı çoktan eskimiş tırışkadan 6-7 milyon seçmen, AK polislerin otobüslere doldurulup seçim günü oradan oraya taşınması, mükerrer oy kullandırılması.

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) bilgisayar sisteminin bitmez tükenmez çöküşleri, hack'lenişleri,
Her seçimden önce YSK personeline gizlilik yemini ettirip maaşlarına zam yapmalar, tam da seçim günlerinde YSK'nın internet sayfasının çöküvermesi, her seçimden hemen önce çalınan, kaybolan binlerce muhtarlık bilgisayarı, sonra evvelden programlanmış bilgisayarların törenle muhtarlıklara dağıtılması.

Her seçim öncesi çöken MERNİS, Nüfus Genel Müdürlüğü bilgisayar sistemi, 24 saat yapılamayan nüfus-pasaport müracaatları, 2 kişilik hanenin kaydına 14 nüfus daha ilave etmeler, her seçim öncesi 75 milyon ilan edilen nüfusun, seçimden sonra 70 milyona indirilmesi, seçim günleri sandık başlarını tutan 10 binlerce Fethullah tarikatı müridi, sonuçların o tarikatın haber ajansı tarafından bildirilmesi.

Çankaya gibi AKP'ye oy çıkmayacağı bilinen semtlerde oy kullandırılmayan binlerce vatandaş (sırf bir okulda onlarcasının telaşını her seçimde gözümle gördüm), her seçimden sonra çöplükte bulunan, kamyondan uçuşan AKP dışındaki partilere verilmiş binlerce oy pusulası.

AKP'li belediyelerin ilan panolarını halkı yanlış yapmaya sevk edecek korsan posterlerle donatmalar,
Her seçimden önce ülkeye giren kaynağı belirsiz milyonlarca dolar, kamyon kamyon külçe altın,
En önemlisi de her seçim öncesi PKK ile masaya oturup "aman kan dökmeyi durdurun imajımız sarsılmasın, Güneydoğu'da al gülüm ver gülüm" pazarlıkları, hatta Hizbullah'la 'genel af' pazarlıkları.

"Seçimleri seçmen değil oyları sayan kazandırır" sözünü SEÇSİS dediğin Amerikan Sun Election Systems da mı söylemedi sana!
Arsız arsız "duayla iktidara geldik" demeler, Amerika'nın talimatıyla en seçme askerlerini kendi ülkesinde esir kampına doldurduğun orduya efelenmeler.
Doğru! Sen duayla iktidara geldin. Goldman Sachs duasıyla. O dua'nın gücüne rağmen de yukarıda saydığım tüm seçim hilelerini yapmak zorunda kaldın! Neden? (Yoksa bize söylenmeyen bir yüzde 10 barajının altında kalman tehlikesi mi vardı?)

Al Hamdullah!

Seni iktidara getiren "Goldman Sachs duası, IMF ayeti." Vahiy indiren makamlar: ABD-AB-Barzani-PKK, bankalar, IMF ve muhtelif yabancı istihbarat servisleri.
Ayet şöyle buyruyordu: "AKP %40-45 arası oy alırsa: Piyasalar olumlu bakacak. IMF'yle anlaşmanın yolu açılacak. Piyasalar açısından AKP'nin bu seçimi yüzde 40-45 gibi bir oyla kazanmasının daha olumlu olacağını düşünüyoruz."
Ne duaymış bee! Duayla, hilesiz-hurdasız iktidara geldiğinden(!) meşruiyet arayışın 10 yıldır bitemedi değil mi!

Kıymet Nadir  9 Ocak 2012

7 Ocak 2012

Bu ilginç bağlantılara " Dikkat " edin...

George Soros



Can paker
Mehmet Barlas
Her devrin insanları..                          

Canan Barlas
Nimet Çubukçu
                          
ABD ve Soros beslemesi TESEV başkanı Can Paker'in kız kardeşleri Mehmet BARLAS' ın eşi Canan BARLAS ve Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKCU' dur.
Önemli bir akrabalık ilişkisi değil mi? Çok ilginç bir ilişkiler ağı.

*Bilginize...
Asaf Savaş Akat

Kemal Derviş













Soru :* Kemal Derviş, DSP lideri Ecevit tarafından Türkiye'ye ilk davet edildiğinde kimin evinde kalmıştı ? En yakın ilişki içinde olduğu kişi kimdi?
Yanıt : *Asaf Savaş Akat !..
Soru :*Başka ?
Yanıt :*Hurşit Güneş;...


Hurşit Güneş


Soru :*Asaf Savaş Akat, hangi üniversitenin eski rektörlerindendir? Halen hangi üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir? Ve şu anda da orada öğretim üyesidir ?
Yanıt : *BILGI ÜNİVERSİTESİ. .
Soru : *Asaf Savaş Akat hangi gazetede yazmaktadır?
Yanıt : *VATAN gazetesi..
Soru : *Vatan gazetesinin sahibi kimdir ?
Yanıt : *Zafer Mutlu...

Zafer Mutlu


Soru : *Zafer Mutlu hangi üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir ?
Yanıt : *BILGI ÜNIVERSITESI. ..

Mustafa Sarıgül

Soru : *Mustafa Sarıgül hangi üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir ?
Yanıt : *BILGI ÜNIVERSITESI..
Soru : *Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Oğuz Özerdem, başka hangi "sivil" toplum örgütünün (!) yönetiminde görevlidir ?
Yanıt : *AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ...
Soru : *Açık Toplum Enstitüsü'nün arkasında kim vardır ?
Yanıt : *George SOROS
Soru : *Soros Türkiye'ye geldiğinde hangi üniversitede konferans vermişti ?
Yanıt : *BILGI ÜNIVERSITESI
Soru : *Soros'un desteklediği ve bağlantılı olduğu Üniversite hangi Üniversitedir?
Yanıt : *BILGI ÜNIVERSITESI
Soru : *George Soros ve Açık toplum Üniversitesi Türkiye'de nereye maddi destek sağlar?
Yanıt : *Bilgi Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, TESEV.


Soru : *George Soros ve Açık Toplum Üniversitesi başka nereye yardım sağlar?
Yanıt : *Kadın Derneklerine (Uçan Süpürge, Kadın Girişimciler Derneği, Kadın Yurttaş; gibi), sözde Demokrasi derneklerine.

Soru : *TESEV (Türkiye ve Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı;) yurt dışında başka hangi kurumlarla ilişki içindedir?
Yanıt : *CFR (Council on Foreign Relations), Bilderberg ve Trilateral Komisyon.


CFR


Soru : *Nereden biliyorsunuz CFR ilişkisini?
Yanıt : *Çünkü CFR Üyeleri 2003 Temmuz ayında TESEV'e gelip, MGK'nin TSK etkisinden arındırılması ve MGK ile TSK'nın zayıflatılması için TESEV'de toplantı yapmışlardır.
Soru : *Kimlerle?
Yanıt : *TESEV başkanı Can Paker (AKP'li Bakan Nimet Çubukcu'nun abisidir), Cengiz Çandar ve diğer Amerikancı başka vakıf üyeleriyle.


Cengiz Çandar

Soru : *Sonra ne olmuştur?
Yanıt : *MGK etkisizleştirilmiş; ve TSK'ya karşı bir psikolojik savaş zinciri başlamıştır.
Soru : *Siz paranoyak mısınız?
Yanıt : *Hayır, gazeteleri ve çıkan kitapları takip ediyorum.
Soru : *Bilderberg ve CFR nereye bağlıdır?
Yanıt : *Amerikan National Security Council'a, ya da ABD Derin Devletine.
Tüm CIA ve istihbarat örgütleri yöneticileri CFR üyesidir.

CİA



Soru : *Yok canım, abarttınız!.
Yanıt : *Sadece soruları yanıtlıyorum.
Soru : *Peki Soros'la bağlantılı başka vakıflar var mıdır?.
Yanıt : *Neden olmasın. Democracy Project isimli Sivil Demokrasi Projesinin finansörü NATIONAL ENDOWMENT FOR DEMOCRACY (NED), ki demokrasilerin içindeki bir truva atıdır, bu ilişkileri ve projeleri finansal olarak desteklemektedir.



Soru : *Aklım karıştı, şu TESEV'in İNSAN HAKLARI raporunu ve Liberal Düşünce Topluluğunun yaptığı TSK aleyhindeki anketi de NED finanse etmemiş miydi?
Yanıt : *Evet. Tam üstüne bastınız.
TSK aleyhindeki her hareketin finansörü NED'dir, kendi demokrasilerine göre TSK işlerini bozuyor ya!
Liberal Düşünce Topluluğu ve TESEV tamamen Amerikan Vakıfları gibi çalışmaktadır ve SOROS VAKFI VE AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ VAKFI ile ilişkilidir.



Soru : *Sorosun AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ, TÜSİAD, TÜSEV, AÇEV, Uluslararası Basın Derneği vb. Sivil Örümcek Kuruluşları da desteklemiyor mu?
Yanıt : *Evet. Bu kadar da değil.. Tablo çok daha büyük. Türkiye içinde NED'in ve SOROS'un artık Devlet içinde Devlet olduğunu söyleyebiliriz.
Soru : *Yani Mustafa Sarıgül Amerikan Vakıfları ve istihbarat yapılanmaları tarafından mı destekleniyor?
Yanıt : *Bravo, Bilgi Üniversitesi de bu eylemler için merkez Üniversite.
Soru : *Mustafa Sarıgül,* Şişli Belediye Başkanı seçildikten sonra eski Şişli Belediye Başkanı (ve tabii yine Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi !) kanun kaçağı Gülay (Atığ) Aslıtürk zamanında yapılan Bilgi Üniversitesi ile ilgili usulsüzlüklerin üzerine gitmiş midir ?
Yanıt : *??? Gitmiştir canım, niye gitmesin !..

Şişli eski bel. Bşk. Gülay Aslıtürk

Soru : *Hurşit Güneş'in öncülerinden olduğu Yeniden Hareketi Kemal Derviş'i ve Mustafa Sarıgül'ü destekliyor mu ?
Yanıt : *Buna şüphe var mı ?
Soru : *Yeniden Hareketi'nin çıkardığı derginin adı nedir ?
Yanıt : *AÇILIM... *
Soru : *Taner Berksoy, Serhat Güvenç, Erol Katırcıoğlu, Ayhan Kaya, Şule Kut, Pınar Uyan, Boğaç Erozan gibi AÇILIM dergisi yazı kurulu üyeleri hangi üniversitede öğretim üyesidirler?
Yanıt : *BİLGİ ÜNİVERSİTESİ.
Soru : *BİLGİ ÜNİVERSİTESİ aslında bir Amerikan Üniversitesi mi acaba?

Yanıt : GÜNAYDIN!*


27 Aralık 2011

Maymun Tuzağı...



Amerika'nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak!

Hatta eldeki mallardan da  kurtulup, hayatı sadeleştirmek!               


Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş!
Şu  ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları  "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?" la ilgili.

Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına.

Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor!

Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor.
Üstelik 'Mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halk'ı, kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor.

Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut ettiğini iddia ediyor.
Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.


YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA  DAVET!

Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek.               

Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor.
Hikâye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar.               

Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka!               

Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeles lı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp *Happy *(*Mutlu*)  isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor.

New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış!

Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.




AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?

Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır:
Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz.

Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir.
Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:

Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,

Ortalama 15 m2´sini  kullandığımız ama kullandığımız alandan 10–20 kat büyük evlere sahip olmak,
Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak, Okumadığımız kitaplara sahip olmak.

Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak.
Bize günde 3–5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,
Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak.

Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak,
Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak. Ya da sahip olduğumuzu sanmak. Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar.
O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz?
Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?

Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz. Ah bunu bir anlayabilsek. ..


Doç .Dr. Erol  ERÇAĞ

22 Aralık 2011

Pearl Harbour dan Ankara gemisine..




Pearl Harbour'u bilirsiniz herhalde.
Bilmeyenlere de geçen yıllarda filmi öğretti.
Japon uçakları Amerikan donanmasını bir sabah ansızın bastılar ve tam 96 zırhlıyı batırdılar.
Oysa Hawaii'deki bu limanda, 97 donanma gemisi vardı.
Birine dokunmadılar.
Niye?.
Çünkü o geminin tepeden bakılınca bembeyaz görünen güvertesinde bir kızıl haç vardı.
O hastane gemisi idi.
Bombalar ve kamikazelerle dalan Japon uçakları hastane gemisine dokunmadılar.
Çünkü o gemi orada, öldürmek değil, yaşatmak için demirliydi.
Adı  Solace…
Türkçesi Teselli... Üzüntü azaltan…
Solace savaş boyu Amerikalı annelerin üzüntüsünü azalttı.
Tam 25 bin genci ölümden kurtardı, Amerika'ya taşıdı.
Ülke limanlarına her gelişinde, umutla umutsuzluk karmaşasındaki kafaları ile anneler iskeleye koştular.
"Benim oğlum da geldi mi?.."
Savaş sonrası hayatlarını Solace sayesinde kurtaran gençler bir dernek kurar ve bir madalya yaparlar.
Üzerinde Solace'nin kabartması olan bir madalya. Ve bunu gururla takarlar. Devlet rahatsız olur.
İkinci Dünya Savaşı'ndan böyle savaş karşıtı bir sonuç çıkar mı?..
Solace gemisini yok etmeye karar verirler…
Gemi  sapasağlam.
Pırıl pırıl. Jilet olur mu?..
Savaş sonrası yere serilmiş ekonomi her dolara muhtaç. Uzak bir ülkeye satarlar. Makyajını değiştirip bambaşka bir amaçla kullanması için.
O uzak ülke Türkiye.
Yok yahu!..
O gemi, ünlü "Ankara"!..
Hastane gemisinden transfer gezi gemisi Ankara.
Vay canına!..
Türkiye, bugün Amerikalılar için belki de hac yeri olacak, Gelibolu'nun  Anzaklar'ı çektiği gibi bir turizm anıtına dönüşecek Solace'nin kıymetini bilmez.
Şefik Kaptan'la yaptığı Avrupa seferleri dillere destan olan Ankara sonunda ihtiyarlar ve jilet yapılmak  üzere hurdacılara teslim edilir.
1980'li yılların başında Ankara, İzmir'de sökülürken, yılların söktüğü bir eski anıt da İstanbul'da dikilmektedir.
Haliç Tersanesi'ndeki Çorlulu Ali Paşa Camisi'nin şadırvanı.
Restorasyon gelir çatıda takılır.
Çatı kurşun.
Kıtlık yılları.
Kurşun yok.
Etibank dahi geri çevirir.
"Kurşun yok…"
Şadırvan çatısız kalacak.
Dört bir yana duyururlar.
"Kimde kurşun varsa..."
Aliağa'da Ankara'yı söken hurdacılardan haber gelir.
"Gelin bizde var, alın..."
Bre aman.
Gemide kurşun olmaz.  Ankara'da niye olsun.
Çaresizler ya. Gider bakarlar.
Gerçekten Ankara'nın sayısız kamaralarından biri, tamamen kurşunla kaplı.
Niye?.
Çünkü burası Solace'nin röntgen odası. Radyasyonun dışarı sızmaması lazım.
Şimdi yolunuz Haliç'e düşerse, Çorlulu Ali Pasa şadırvanından bir tas su içerseniz, ya da yüzünüze iki avuç su atarsanız serinlemek için, unutmayın.
Çatısına da bakın.  
Orada, ikinci Dünya Harbi'nde, Pearl Harbour'da Japonlar'ın batırmadığı tek gemiden bugüne kalan son izleri göreceksiniz...


Sunay AKIN


Böyle anlatmış üstat Sunay Akın, şayet Çorlulu Ali Paşa Şadırvanı'nı ziyaret etmeyi düşünüyorsanız Pearl Harbour hakkında ki şu detayları da aklınızda bulundurun, 7 aralık 1941 de Japonlar Pearl Harbour'daki amerikan üssüne saldırdılar ve 2400 amerikalı öldü, evet bu doğru, ama bu saldırıdan Amerika'nın haberi vardı, hemde bir hafta öncesinden.

Eski savunma sekreteri Robert Mc Namara ve bazı subaylar, yıllar sonra bu gerçeği açıkladılar tıpkı Rockefeller ve Rothschild ların Murdoch ile yaptıkları gizli toplantıda bu gerçeği açıkladıkları gibi.

Şimdi o Şadırvanı seyrederken, Pearl Harbour da savaş Baronları tarafından bilerek ölüme terk edilen 2400 insanı düşünün, kendi Devleti tarafından pusuya düşürülen bu insanların haykırışları, belki de Şadırvanın kurşun çatısının bir kıvrımından size sesleniyor olabilir, içtiğiniz bir tas su için şükrederken, insanlık düşmanı savaş baronları içinde lanet okumayı sakın unutmayın...

Çorlulu Ali paşa camisi

Şadırvanın bir görüntüsü

16 Aralık 2011

Böyle başa, böyle ayak...




Kimdir bu Kemal Öztürk bir bakalım.


Bir adam düşünün, ahlaksız, medeniyetten uzak, yalaka, yılışık ve aynı zamanda utanmazın önde gideni, küfür etmekten başka bir meziyeti olmayan tarikat artığı bir dangalak. Böylesi cevherlere sahip olan bir adamı kim kendine yakın hisseder? tabi ki aynı vasıfları haiz olanlar..

Göreve başladığı günden bu yana başında olduğu kurumda terör estiren bu adam, çalışanlar üzerinde tehdit, taciz, baskı ve alaycı tutumu ile kendini atayanları hiç utandırmadı.
 
Anadolu ajansının yeni genel müdürü, nasıl bir mayadan türemiş bakalım.

Yazdığı kitapta aynen şöyle söylüyordu; “Devlet kimdir? Helvadan yapılmış bir puttur. En sonunda beni bir numaralı terörist yapacak bu pez…nkler, bütün laikleri bir şiş’e geçireceğim, ondan sonra anlayacaklar laikliğin faziletlerini. Elin o…pusu bile kalkıp ‘Ben laikim, namusumla çalışıyorum, kimse karışamaz’ demeye başladı. Ula ben böyle laikliğin.. Bak bizim sahte müslümanlar nasıl bölücülük yapıyorlar, ben bu yüzden bu adamları sallandıralım diyorum, ayrıcalık yapanın dinde de katli vaciptir çünkü. ama dinleyen yok!”

Hükümeti adına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Cumhuriyetimizin güzide bir kurumuna layık gördüğü Genel Müdür bu işte.

Eşi bulunmaz, eşini bulsak “çifte koşacağımız” cinsten biri diyeceğim ama öküze haksızlık etmiş olurum, bu tiplerin geçmişini incelediğinizde ve kimlerle yol arkadaşlığı ettiğini görünce eminim sizlerde şaşırmayacaksınız.

‎1969 yılında Ağrı’da doğdu, ( Anası,babası hakkında bir bilgi bulamadım)  1990 yılında Humeyni yanlısı “Girişim” ve “Selam”  dergilerinde yazmaya başladı.  Daha sonra   “Meydan”,  “İmza” ,  “Nehir”,  “Yeni Zemin”,  “Sözleşme”  gibi dergilerde, “Mir Mahmut Rıza”  takma ismi ile yazılar yazdı. 1994 yılında “Nükte” Yayınlarından çıkan, “Bir Garip Oğlanın Hikayesi” adlı bir kitap çıkardı. Bu kitap mahkeme kararıyla toplatıldı ve Kemal Öztürk,  bir yıl hapse mahkum oldu. 1995 yılında Yeni Şafak Gazetesinde muhabirliğe başladı. Buradan Kanal 7 ye transfer oldu. Burada yayınlanan “İlk Meclis” adlı belgeseli, RTÜK tarafından “Lâiklik Karşıtı” olduğu gerekçesiyle yasaklandı.
Öztürk, 9. Cumhurbaşkanı Demirel’e hakaretten de bir Yıl hapse mahkum oldu. 2003 yılında zamanın TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın “İletişim Danışmanı” oldu. 2005 yılında Başdanışman oldu. 2011 yılı Şubat ayına kadar Başbakan Erdoğan’ın Basın Danışmanlığı yaptı.


Yeni Zemin Dergisi’nin Türk siyasetine kazandırdığı tek yetenek Kemal Öztürk değildi. Bugün AKP Adıyaman Milletvekili olan Mehmet Metiner, yine bugün AKP Ankara Milletvekili olan ve Cumhuriyet için “zorba” nitelemesi yapan Yalçın Akdoğan da buradan yetişip Başbakan  Tayyip  Erdoğan,a   “danışmanlık”  yapmış isimler oldu.

Öztürk’ün birlikte görev yaptığı Yeni Zemin kökenli diğer tanınmış isimlerden birkaçı şöyle:
“Kürt Açılımı”nın daha “açılamadığı” günlerde yaptığı “Öcalan kullanılmalı” çıkışıyla dikkat çeken ve “ulus devlet yerine çok uluslu yapı”yı savunan AKP eski Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, BDP’li Altan Tan, Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, Zaman yazarı Ali Bulaç, Kürt-İslam sentezcisi Zehra Vakfı’nın yöneticilerinden Osman Tunç…

Başbakan böyle bir adamı  kendisine Basın Müşaviri yaparsa, yardımcısı olan Derviş Mehmet'in torunu Arınç'ta alır onu Anadolu ajansının başına oturtur, iki kere hapse mahkum olmuş, Devlete  küfür etmiş kimin umrun da, bu Hükümet değil mi kendisine has...tirin diyen Diyarbakır belediye başkanına eyvallah diyen, deveye diken misali bazıları böyle seviyor demek ki.

Şimdi düşünün bakalım böyle bir adamın başında bulunduğu Anadolu Ajansı'nın bu Millete sunduğu haberleri, sizce Türkiye bu derin uykudan uyanır mı dersiniz?..

Tufan Genç